Telefonun İcadının Radyonun İcadına Etkisi

Radyo, gelişimini telefon ve telgrafa borçludur. Bu ikisi icat edilmeseydi radyo da olmazdı. 1860 ‘ta İskoç fizikçi James Clerk Maxwell, radyo dalgalarının varlığını keşfetmiştir. Dünyadaki ilk radyo aslen 1865 yılında James Clark Maxwell tarafından icat edilmiştir diyebiliriz. Zira, James Clark Maxwell, elektronik olarak üretilen radyo dalgalarının yayılma teorisini kurmuştur. Ardından Alman fizikçi Heinrich Hertz, 1888 yılında Maxwell’in teorisini pratik olarak gerçekleştirmiştir. İtalyan mucit Guglielmo Marconi ise, 1895’te ilk kez bilinçli olarak radyo dalgaları gönderip almayı başarmıştır.

Radyo; telefon, telgraf, televizyon, radar ve faks cihazları ile ilgili yardımcı bir yayın aleti olarak da büyük önem taşır. Radyo icat edildiği günden bugüne kadar önemini hiç yitirmemiş, her devirde kullanılan en önemli bilgi, eğlence ve haber kaynağı olmuştur. Elektromanyetik dalgaların uzayda ışık hızı ile yayılabileceğini teorik olarak ilk ortaya atan James Clerk Maxwell’dir. Ancak, bu konuda ilk deneyi Alman fizikçi Heinrich Hertz, 1886-1888 yılları arasında yaptı. Hertz, iki levhaya elektrik tatbik ederek 75 megahertzlik yüksek frekans elde etti. Bu levhalara yakın bir yerde bir metal halkanın iki ucunun birbirine yaklaştığı dar hava boşluğunda karanlıkta kıvılcım atlamaları gördü. Böylece elektrik enerjisinin elektromanyetik dalgalarla uzaydan yayınlanabileceği ortaya konulmuş oldu.

Radyo Yayınının İlk Uygulamaya Geçişi

Radyo yayının uygulamaya ilk geçişi 1896 senesinde İtalyan fizikçisi Guglielmo Marconi’nin, 1890 senesinde Olive Lodge tarafından başlatılan çalışmalarını mors cihazı haline getirmesiyle olmuştur. İlk yayın bir mil mesafeye, 1901 senesinde ise 200 mile ulaşmıştır. Uygulama en çok denizaşırı bölgelerden telgraf şeklinde bilgi aktarması şeklinde yapılıyordu.

Radyo Yayınının Uygulamaya İlk Geçişi

Radyo Yayınının Uygulamaya İlk Geçişi

Marconi’nin geliştirdiği mors cihazında elektromanyetik dalgalar, bir tüp içinde gevşek duran demir tozlarını etkileyerek tüpün iki ucu arasındaki direnci azaltıyor ve bu şekilde elektromanyetik enerji elektrik enerjisine çevriliyordu.

İlk deneme şu şekilde gerçekleşti.  Marconi, geliştirdiği radyo ile kendi tabiriyle kablosuz telgraf aracılığıyla bir gemiden, kıyıda bulunan asistanına 3 adet S harfi yolladı. Asistanı da sinyali aldığı zaman havaya ateş etti. Marconi 3 S’i yollama komutunu verdiğinde yeryüzünde ilk defa radyo dalgaları yayıldı, 3 S uzayda dolaştı ve alıcıya ulaştı. Deney başarıyla gerçekleşti. Böylelikle ilk radyo da pratik olarak çalışmış oldu. Bu ilk kullanım gemiden sahile iletişim amaçlı kullanılmıştır. 1898 yılında ise ilk radyo resmen kullanılmaya başlandı. Ancak ilerleyen yıllarda yüksek frekanslı radyo dalgalarının iyonosfere çarpıp geri döndüğü anlaşılınca, radyo kullanımı hızla yaygınlaşmaya başlamıştır.

Radyonun Mucidi

İtalyan Mucit Guglielmo Marconi, radyoyu icat eden kişi olarak kayıtlara geçmiştir. Ancak radyonun kendi icadı olduğunu iddia eden birçok kişi ortaya çıkmıştır. Telsiz telgraf patentine sahip olan Nikola Tesla, Olive Lodge bu iddiayı ortaya atanların başında gelir. Rus mucit Alexander Stepanovitch Popov ise anlaşılabilen ilk radyo dalgalarını iletmeyi başarmış ancak bu icadı için patent almamıştır. Alexander Stepanoviç Popov, kendi ülkesinde ve bazı Doğu Avrupa ülkelerinde radyonun mucidi olarak bilinen bir Rus fizikçidir. Rus donanmasına ait bir okulda öğretmen olan Popov’un çalışması, ona yüksek frekanslı elektriksel olayları araştırmasına sebep olmuştur. Aslında Popov, kötü hava koşullarını ve yıldırımları önceden haber alabilmek için bir yenilik düşünmüştü. Havadaki statik ya da atmosferik elektrik derecesini ölçmeyi akıl etmiş ve bu arada radyoyu geliştirmişti. Orta ya da uzun dalga istasyonlarını dinleyenler, yaklaşmakta olan kötü hava koşullarının, radyoların aldığı parazitlerle çok önceleri fark edildiğine tanık olmuşlardır. Bu arada ayrıca, Popov, Lodge ve Marconi, Edward Branly’nin bulduğu Branly Tüpü adı verilen ve radyo dalgalarını saptamak için kullanılan bir aracı geliştirmeye çalışıyorlardı. 1890 yılında başlayan bu geliştirme çabaları 1895 yılında Marconi ve Popov’un birbirlerinden habersiz bir şekilde geliştirmeleri ile sonlanacaktı. 1896 yılında ise ilk defa Popov tarafından “Heinrich Hertz” isimli Mors alfabesi kullanılarak anlaşılır bir şekilde iletildi. Marconi ile Popov’un 1895 yılında hemen hemen aynı sıralarda radyo yayınları yapma tekniğini bulduğu anlaşılıyor. Guglielmo Marconi, iyi bir tüccar olduğundan hemen buluşunu bütün dünyayı gezerek duyurmayı başaran, ticari başarıyı yakalayan kişi olmuştur. İtalya’da aradığı desteği bir türlü alamayan Marconi sonunda İngiltere’ye gitti ve burada ilk radyonun patentini aldı. Bu patent alımının ardından birçok farklı versiyonu üretildi.

Radyo Tekniklerinin Babaları

Radyo tekniğinin birçok babası var. İtalyanlar, İngilizler, tabii ki Amerikalılar ve Ruslar, radyo tekniğini kendilerinin bulduğunu ileri sürüyorlar. Bazı Amerikalılar, Edison’un ilk diyodu geliştirdiğini, diyotsuz da radyo düşünülemeyeceğini anımsatıyorlar. Ayrıca, yüksek frekans alternatörü denilen buluşu yapan ve 46 yıl boyunca General Electric Şirketi’nde çalışan Ernst Alexanderson’un adından da söz ediyorlar. 1904 yılında işe girişen Alexanderson, 1906 yılında Amerika’da ilk deney niteliğindeki radyo yayınını mümkün kılan kişi olmuştu. Amerika’da resmen radyo yayınları, 1921 yılında başlamıştır. Rusya’da ise Aleksander Stepanoviç Popov, radyonun babası sayılır. Hatta Amerikan Deniz Kuvvetleri’nin 1963 yılında hazırladığı bir raporda bile, 1859′la 1906 yılları arasında yaşamış olan bu Rus profesörün adı geçer. Savaş gemilerindeki haberleşme haklarıyla ilgili olarak yıllar yılı Marconi’yle patent davaları sürdüren ve bu nedenle radyoculuğun tekniğini en iyi incelemiş olan Amerikan Deniz Kuvvetleri, Popov’un Marconi’ye göre daha iyi bilim adamı olduğunu kaydediyor. Rusya’nın deniz kuvvetleri hesabına çalışan Popov, İngiliz James Clerk Maxwell ve Alman Heinrich Hertz’in buluşlarını değerlendirerek radyo yayın ve alıcı tekniğini geliştirmiş ve hatta 1900 yılında Paris’teki Dünya Fuarı’nda büyük altın madalyayı almıştı. Ancak bugün modern radyonun mucidi, bir takım yasal düzenlemeler sonucu Nikola Tesla sayılmıştır.

Patent Konusu ve Radyo Teknolojisinin Gelişimi

Radyo patenti konusunun biri Tesla’ya yarayan, diğeri Marconi’ye yarayan iki açısı bulunmaktadır: İlki, işin uygulama boyutudur. Her şeyde olduğu gibi, bilimde de bazı kurallar ve yönergeler vardır. Bir patentin alınabilmesi için fikir yeterli değildir. Çalışan bir modelin üretilebilmiş olması gerekmektedir. Dolayısıyla Marconi, işe yarar ve çalışır bir radyoyu ilk üreten isim olarak genellikle radyonun mucidi olarak kabul edilir. Ancak Marconi’nin Tesla’nın omuzlarında yükseldiği barizdir. Mesela, Marconi’nin ürettiği ilk radyo sadece bir gölün bir ucundan diğer ucuna veri iletebilirken, Tesla bobini kullanmaya başlaması sonucu İngiliz Kanalı’nı aşan dalgalar göndermeyi başarmıştır. Ayrıca Tesla’nın bazı ön çalışmaları ve patentleri sebep gösterilerek 1943 yılında Marconi’nin radyoyla ilgili 4 patenti iptal edildi. Fakat tüm bunlar, Tesla’ya “radyonun mucidi” unvanını en azından tek başına getirmemektedir. Çünkü radyonun bildiğimiz anlamıyla çalışabilmesini ve uzun menzillere ulaşabilmesini sağlayan Marconi’dir. Fakat bunu yaparken Tesla’nın tasarımlarından fazlasıyla faydalanmıştır. Bu nedenle bize kalırsa “radyonun mucidi” unvanı Marconi ile Tesla arasında paylaşılmalıdır.

Konunun ikinci açısı ise resmiyettir. Marconi ile Tesla arasında çok farklı olaylar yaşanmıştır. Marconi, 1896 yılında ilk kablosuz telegrafın yani radyonun patentini, ABD’de değil, İngiltere’de almıştır. Tesla, 1897 yılında temel radyo uygulamalarının patentine ABD’de başvurmuştur. 1900 yılında bu patentleri almıştır. Dolayısıyla Marconi, ABD’de aynı patente başvurduğunda, başvurusu reddedilmiştir. Marconi, sonraki 3 sene boyunca tasarımlarını sürekli geliştirmiş, ancak bir türlü Tesla bariyerini aşamamıştır. Patent Ofisi, her seferinde Tesla’ya öncelik tanımıştır.  Hatta 1903 yılında, Marconi’nin, Tesla’nın ürünlerini anlamadığına ilişkin onu suçlayan bir açıklamada bulunmuştur. Ancak 1900’lü yılların başında Marconi’nin firmasının stok marketlerinde hızla güç kazanmaya başlaması, rüzgârı tersine çevirmiştir. Stok değeri 3 dolardan 22 dolara çıkan firmaya Thomas Edison ve Andrew Carnegie gibi devler maddi yatırımda bulunmuştur. Bu maddi desteği akıllıca kullanan Marconi, 1901 yılında Atlantik Okyanusu’nu aşan ilk radyo dalgasını göndermeyi başarmıştır. Tesla, Marconi’nin bu atılımlarıyla ilgili şu yorumu yapmıştır: “Marconi iyi bir dosttur. Bırakın yapsın. Ne de olsa benim 17 patentimi kullanıyor.”

Bu güven, Tesla’nın radyo konusunda sonunu getirmiştir. 1904 yılında Patent Ofisi kararını değiştirerek radyonun mucidi olarak Marconi’yi tanımıştır. Marconi, 1911 yılında Nobel Ödülü’ne layık görülmüştür. Akabinde, Tesla, Marconi’ye verilen Nobel Ödülü’nden ötürü çok kızdı ve Marconi’nin firmasına dava açtı. Ne var ki maddi durumu bu noktada yetersiz olduğu için, davayı sürdüremedi. Nihayet, 1943 yılında, Tesla’nın ölümünden birkaç ay sonra, ABD Anayasa Mahkemesi radyonun patentini (Patent No: 645576) Marconi’den alarak Tesla’ya verdi. Ama bunun nedeni, tam olarak Tesla’nın haklılığı değildi. Bu süreçte Marconi Firması, ABD Hükümeti’ne dava açmıştı. Davanın gerekçesi, 1. Dünya Savaşı sırasında Marconi’nin patentlerinin ki, buna radyo da dahildir, izinsiz olarak ABD Hükümeti tarafından kullanılmasıydı. Dolayısıyla ABD Hükümeti, patenti Tesla’ya geçirirse, Marconi’nin davasının otomatik olarak geçersiz olacağını düşündü. Zaten, Tesla da ölmüş olduğundan, dava açamayacaktı. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla, davayı her türlü ABD Hükümeti kazanmış oldu. Bu nedenle radyonun mucidi “resmi olarak” Tesla olsa da Marconi bu ürünü gerçek anlamıyla üretip kullanabilen ilk kişidir.

İngiliz fizikçisi Charles Evans Hughes tarafından 1900 senesinde karbon levhaya ucundan hafifçe temas eden iğnenin, elektromanyetik dalga dedektörü olarak kullanılabileceği keşfedildi. Bu buluştan hareketle, 1906 senesinde Amerikalı mühendis Greenleaf Whittier Pickard, silikondan yaptığı kristalin de elektromanyetik dalgayı geçirdiğini buldu. Bundan önce ayrıca, 1904 senesinde J. Fleming elektron tüpünü ve 1907 senesinde de De Forest triod elektron tüpünü detektör yani sayıcı olarak kullanılabileceğini bulunca, radyo büyük bir adımla gelişti.  Lee De Forest ve Edwin Howard Armstrong Amerika’da radyo teknolojisinde çok büyük değişiklikler yaptı. Tüpler ve devreler kullanarak bambaşka bir hal kazandırdılar. 1947 yılında transistörün icadı ise radyo teknolojisi için bir devrim olmuştur.

Günümüze kadar insanoğlu, kendi beş duyu organıyla ilgili olarak sesin naklini ve beraberinde kaydını büyük başarıyla gerçekleştirmiş bulunmaktadır. Sonrasında görüntünün, rengin, boyutun ve perspektifin naklini de gerçekleştirdi ve kaydetti.  Geriye tat, koku ve doku hissinin nakli ve kaydı kaldı. Benim kanaatimce bunlar da henüz taslak aşamasında laboratuvar ortamlarında test edilmektedir. Bunu da tamamladıktan sonra insanoğlu, hiç kuşkusuz kendini nakletmeyi ve kaydetmeyi deneyecektir.